Günümüz gençliği hiç şüphesiz bugünün ve yarının baş aktörü
olacaktır. Haliyle baş aktör olan gençlik üzerinde de operasyonlar
kaçınılmazdır. Geçmişte ve günümüzde bu operasyonların örnekleri görülmektedir.
Bu yazıda ise ülkelerin dinamiği
olan gençlerin, bana göre en önemli problemi olan “iddiasız idealleri” üzerine
birkaç kelam etmeyi düşünüyorum.
Öncelikle ideal nedir? Türk Dil
Kurumu ideali “ülkü, felsefe” şeklinde tanımlıyor. Peki bizim yani gençliğin bir
ideali var mı? Tabi ki var dediğinizi duyar gibiyim. Asıl sorumuz ise şu;
idealimizde iddialı mıyız? Hadi bu soruyu beraber irdeleyelim.
Bu soru beynimi kurcalamaya
başladığından beri gençliğimizi ve gençliğin ideallerini sorgulamaya başladım.
Sorsak herkesin idealleri var; daha güçlü bir Türkiye, daha güzel bir gelecek,
barış, huzur, para…
Peki ne kadarımız bu ideallerde
iddialı? Pek çoğumuzun idealleri var ama ne yazık ki pek azımız bunlarda
iddialıyız. Yazının başında dediğimiz gibi, bugünün ve yarının baş aktörü biz
gençleriz. İdeallerimiz için bugünden bir şeyler yapmaya başlamalı, yarın ise
ideallerimizi yaşatmaya uğraşmalıyız.
Maalesef günümüzde birçok genç evde yatarak, siyasetten
kaçarak daha güzel bir ülke, daha iyi bir gelecek hayalleri kurmaya kendini
kaptırmış durumda. Geçmişteki birçok sıkıntının etkisinde kalmış aileler
çocuklarını, siyasetten hatta daha ilerisi her türlü sivil toplum hareketinden
geride tutmak için çabalamakta.
Bugün
her şey güzel ama ya ilerde dengeler değişirse korkusuyla kendini benimsediği
davadan soyutlayan, davadaki yürekli kardeşlerini yalnız bırakan, davanın güçlü
kalmasını sağlayacakken zayıflamasına göz yuman genç kardeşlerimedir bu sözüm:
İdealinde iddialı ol ki; bu dava
zayıflamak yerine giderek güçlensin, yarınlar korku yerine umutları yeşertsin…
Yazıyı
merhum Necmettin Erbakan hocamızın bana yön veren bir sözüyle bitirmek
istiyorum;
“Siyasetle ilgilenmeyen Müslüman’ı, Müslüman’la
ilgilenmeyen siyasetçi yönetir.”
Saygı ve
selamlarımla…
